Aksaray Haberleri

Doğa Kendinden Çalınanı Her Zaman Geri Alır

Dünya genelinde artan nüfus ve daha fazla kazanma azmi insanlara her istediğini yapma gücü verdiği zaman ister istemez doğanın kendisi için sakladığı alanlara da göz yummalarına yol açar.
Açar açmasına da dünya genelindeki her bir yaratılmış olan canlı gibi her doğal alanında bir gereksiniminin olduğunu unutan ve elindeki güç ile yerleşim yeri veya yaşam alanı yapılan alanlar zaman, zaman insanlığın başına felaket diye adlandırılan olayları getirir.
Ülkemizde en çok rastladığımız doğa olaylarının başında ne yazık ki depremler ile su baskınları geliyor.
Bu her iki doğa olayında da ne yazık ki yine rant ve açgözlülük nedeniyle yapılmaması gereken yapılan ısrarla yapıldığı alanlar yine doğa olayları ile sürekli olarak temizleniyor.
Bu temizlikler sırasında telafisi mümkün olmayan can ve mal kayıpları yaşanmasına karşılık açgözlülük ve güç sarhoşluğu bu hataların tekrarlanmasını sağlıyor.
Geçmişte büyük bölümü sulu alan olan ve şu anki yerlerim yerlerinin yüzde 70’ine bile girilemeyen Aksaray’da bu düzenden nasibini alan iller arasında yer alıyor.
“Yağmur yağmıyor, kanallara su gelmiyor” diyerek doldurulan ulu ırmak ile ulu ırmağın Kılıçaslan parkı bölümündeki görsel eserler her zaman Aksaray’ın başına bela olmuşken ve aşırı yağışlarda doğa bölgedeki kendisine ait yerleri sürekli geri almışken ırmak yatağında büyük yatırımlar yapanların bu gün dönülmeye çalışılan hatadan ders çıkarttılar mı acaba?
Bölgede geçmişte bulunan kanal yolunun park alanı olarak yapımına milyonlarca lira harcayanlar elbette bunun bedelini ödemeyecek ama bu bedeli mali olarak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının cebinden çıkan vergiler ile o bölgedeki sınırlı olan yeşil alan varlığı ödüyor.
Zamanında şehrin geçmişi incelenemeden geleceği planlandığı için mali zarara neden olanlar yaklaşık 20 sene öncesinde yapılması gereken çalışmaları yapmamakla belki de 50 yıllık ağaçların yok edilmesine de zemin hazırladılar.
Mantıksal olarak “Göç yolda düzelir” düşüncesi ile başladığımız her işin bedelini başkaları ödediği gibi sonuçlarını da yine birileri üstlendi.
Şu anda DSİ’nin zamanında yapması gereken işi 20 seneden fazla ertelemesi ve sorumluluğunda olan kanala müdahaleye “Dur” dememesinin bedeli Aksaray halkı ile sınırlı olan ağaçlar tarafından ödeniyor.
Bu işler gerektiği gibi zamanında yapılmış olsa ve bu kanala müdahaleye izin verilmemiş olsa bu ağaçlar en az 20 yaşından fazla olacak ve geçmişteki Coğlaki Mahallesinde neredeyse 2 seneye bir tekrarlanan su baskınları da yaşanmayacaktı.
Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi, en büyük yeteneğimiz “Hatalarımızdan ders çıkarttık” kelimesini ezberlemek olduğu sürece bu günleri tekrar, tekrar yaşamaya devam ederiz.
Aynı 6 Şubat depremlerinde olduğu gibi. O günden sonra da hatalarından ders çıkartanların görev yaptığımız Elbistan’da yıkılan yapıların yerlerine aynı yapıları tekrardan yaptıklarını gördüğümüzde hangi hatalardan ders çıkartıldığını merak etmeye başladım.
Dere kenarını doldurup ev yapanlar,
Bu yapılara müsaade edenler,
Tek katlı evlerini imar affı ile 2-3 kata çıkartanlar,
Zemin etüdünü dikkate bile almadan bina yapanlar,
Tabiatın dengesi ile oynayanlar,
Anız yakarak topraktaki yararlı canlıların neslini yok edenler,
Orman alanlarını sırf mali hesaplar uğruna yakarak talan edenler ile örnekleri çoğaltılacak doğal alanların talan edilmesinin bedeli yine doğa tarafından acı şekilde ödetiliyor.
Şimdi dere yatağı denilebilecek Uluırmağın şehre giriş bölgesindeki kanal alanını daraltıp felaketlere zemin hazırlayanlar ile bugün yaptıkları kanal çalışmalarını 20-30 sene öncesinde yapmayanlar mı bu bedeli ödüyor?
Yoksa evlerini sürekli sel suları basan ve hak etmedikleri mağduriyetleri yaşayanlar mı bu bedeli ödüyor?
O bölgede yok edilen çok sayıda ağaç bile bedel öderken işlerini zamanında ve doğru yapmayanlara da bir hesap sorabilen olacak mı?

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu