AKP’NİN “YANSITMA” SİYASETİ

AKP’nin 23 yıllık iktidarında çok iyi başardığı iki şey var: Birincisi, düne kadar kendisini en sert sözlerle eleştiren siyasi isimleri bir şekilde kendi safına çekmek. İkincisi ise kendi hatasını, kendi günahını hiç çekinmeden rakibinin üzerine yıkma kurnazlığıdır.
Bugün Türkiye’de iktidar bloğunun ağzından düşürmediği bir furya var: Muhalefeti sürekli “hırsızlıkla, yolsuzlukla, ahlaksızlıkla ve gayrimilli olmakla” suçlamak. Aslında bu durum sadece siyasi bir tartışma değil; psikoloji ve sosyolojinin konusu olan tam bir ibret vesikasıdır. Üstelik bu taktiğin toplumun bir kesiminde karşılık bulması da tesadüf değildir. Çünkü arkalarında devasa bir medya gücü ve bu gücü besleyen, meslek onurunu unutmuş sözde gazeteciler var.
Bu taktiğin işe yaramasını sağlayan asıl araç iktidar medyasıdır. Siyasetçinin meydanda attığı o çamur; televizyon kanalları, gazete manşetleri, sosyal medya trolleri ve köşe yazarları tarafından anında devralınır.
Gerçek yolsuzlukların üstü yargı veya sansürle örtülürken, muhalefete yönelik uydurma suçlamalar 24 saat boyunca topluma enjekte edilir. Böylece geniş kitleler, “Demek ki herkes aynı, herkes çamurun içinde” duygusuna kapılır. Yolsuzluğu gizlemenin en kolay yolu, dürüst olanı da aynı çamurla lekelemektir. Gelin, bu kolektif siyasi aklın ve onu besleyen sistemin arkasındaki büyük oyunu daha yakından görelim.
Psikolojide “Yansıtma” denen çok net bir kavram vardır. İnsan, kendi içindeki ağır suçluluk duygusuyla yüzleşemediği anlarda bir savunma mekanizması geliştirir: Aynaya baktığında gördüğü o kirli ve taşınması zor ahlaki yükü, olduğu gibi karşı tarafa fırlatır.
Bugün ülkedeki ekonomik ve idari çöküşün, yolsuzluk iddialarının yarattığı o büyük sıkışma; devlet bankalarından alınan kredilerle fonlanan medya eliyle muhalefete yönlendiriliyor. Yani aslında devasa bir “Asıl hırsız sizsiniz!” korosu oluşturuluyor.
Ancak mesele sadece bireysel veya kolektif bir psikolojiden ibaret değil, bilinçli bir siyaset stratejisidir. Politikada en eski numaralardan biridir: Üzerine en çok hangi suçlama yapışıyorsa, o suçlamanın bayraktarlığını herkesten önce ve herkesten daha yüksek sesle sen yapacaksın!
Bunu o kadar çok tekrar edeceksiniz ki bir süre sonra kendiniz bile bu yalana inanmaya başlayacaksınız. Tarihteki en bilinen propaganda sorumlularının uyguladığı bu yöntem, tam olarak bizim “Yavuz hırsız ev sahibini bastırır” dediğimiz durumdur.
Amaç, kamusal alanı bilerek bulandırmak ve haklıyı haksız göstermektir. Günümüzün devasa medya imkanlarıyla bu propagandanın kitleleri etkilememe ihtimali çok düşüktür.
Bu kuşatma, zamanla toplumda tehlikeli bir kuralsızlık ve normsuzluk iklimi yaratır. Bir toplumda gücü elinde tutanlar, kendi yaptıkları ile topluma öğütledikleri ahlak kuralları arasındaki uçurumu artık gizleme gereği bile duymuyorsa, orada toplumsal bağlar kopuyor demektir.
Kendi lüksünü, kendi usulsüzlüklerini tek bir haber bile yaptırmayıp rakibini ahlaksızlıkla suçlayan bir dil; toplumda kuralların, dürüstlüğün ve adalet duygusunun anlamını yitirmesine yol açar. Kelimeler anlamını kaybeder, iyilik ve kötülük birbirine karışır.
Netice itibarıyla; meydanda veya grup toplantılarında yükselen, ardından televizyon ekranlarında saatlerce allanıp pullanan o sert ve suçlayıcı dil; aslında bir gücün değil, derin bir ahlaki sıkışmışlığın ifadesidir. Medya gücüne güvenip kendi aynasındaki kiri rakibinin üzerine fırlatarak temize çıkacağını sananlar, sadece günü ve kitlelerin bir kısmını kurtarır.
Çünkü sosyoloji de tarih de bize hep aynı şeyi söyler: Ekranlar ne kadar kör edici olursa olsun, hakikat, üzerine atılan çamuru eninde sonunda kurutur ve döker. Geriye ise sadece o çamuru atan ellerin karası ve o karayı alkışlayan kalemlerin utancı kalır.
Erdemli kalabilmeyi başarmış herkese esenlikler dilerim…




