HALK İSTEDİ, YENİ PARTİ DOĞDU…

Haftalık yazılar yazmaya karar verdiğimde amacım, gündelik siyasetin ötesine geçmekti. İzlediğim filmlerden, okuduğum kitaplardan ve hayat üzerine düşündürdüklerinden söz etmek; zihnimde iz bırakan fikirleri sizlerle paylaşmaktı. Fakat öyle günlerden geçiyoruz ki, “Fırtınalı havada gergef dokunmaz.” sözü adeta içinde bulunduğumuz dönemi anlatıyor. Gelişmiş toplumlarda bilim, sanat ve felsefe gündemi belirlerken, bizim gibi toplumlarda siyaset hayatın neredeyse tek konuşulan konusu hâline geliyor.
Bugün sizlere yaklaşık on yıl önce izlediğim, 2014 yapımı Rus filmi The Fool’dan bahsetmek istiyorum. Filmi izleyenler hatırlayacaktır. Eski bir apartmanın taşıyıcı kolonları çatlamıştır. Genç bir mühendis, binanın her an yıkılabileceğini fark eder ve insanları uyarmaya çalışır. Fakat karşılığı teşekkür değil, öfkedir. Çünkü bazı insanlar yaklaşan felaketten çok, o felaketi haber verenden rahatsız olur.
Türkiye’ye her baktığımda aklıma bu film geliyor. Ekonomiden hukuka, eğitimden kurumların işleyişine, toplumsal kutuplaşmadan adalet duygusuna kadar hangi konuda uyarı yapılırsa yapılsın, çoğu zaman sorunların kendisi değil, onları dile getirenler tartışılıyor. Eleştirenler kimi zaman hain, kimi zaman yalancı, kimi zaman da “ülkesini kötüleyen” kişiler olarak yaftalanıyor. Gerçeğin doğruluğu değil, gerçeği kimin söylediği sorgulanıyor.
Üstelik bununla da yetinilmiyor. İtibarsızlaştırma kampanyaları yürütülüyor, uzun yargı süreçleriyle insanlar susturulmaya çalışılıyor. Böylece toplumun dikkati çatlayan kolonlardan uzaklaştırılıp, o çatlakları gösteren insanlara çevriliyor.
Oysa yangın alarmını susturabilirsiniz; yangını susturamazsınız. The Fool’daki apartman yalnızca bir apartman değildir. O apartman, gerçeği duymak istemeyen bütün toplumların ortak hikâyesidir.
Geçtiğimiz günlerde Türkiye siyasi tarihinin en önemli gelişmelerinden birini yaşadık. Mutlak butlan kararı sonrasında CHP’den Özgür Özel ve 90 milletvekili ayrılarak YENİ PARTİ adıyla yollarına devam etme kararı aldı.
Bana göre YENİ PARTİ’yi diğer siyasi partilerden ayıran en önemli özellik, halkın talebi ve baskısıyla ortaya çıkmış ilk siyasi hareket olmasıdır. Büyük maddi imkânsızlıklar içinde kurulmasına rağmen ilk 24 saatte yapılan bağış miktarı, toplumda ne kadar güçlü bir karşılık bulduğunu göstermektedir.
Kurulduğu andan itibaren Meclis’te ana muhalefet görevini üstlenen YENİ PARTİ’yi oldukça zorlu bir süreç bekliyor. Bir tarafta hukuku askıya alan iktidar, diğer tarafta ise muhalif görünmesine rağmen iktidarın değirmenine su taşıyan iş birlikçiler… Temennim; bu sürecin demokrasimize zarar vermeden, cumhuriyetimizi ve millî iradeyi örselemeden tamamlanmasıdır.
Yazımı, bugün de güncelliğini koruyan büyük önder, Cumhuriyetimizin banisi Mustafa Kemal Atatürk’ün Gençliğe Hitabesinden şu satırlarla bitirmek istiyorum:
“…
Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakruzaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.”»
Demokrasiden, Cumhuriyetten ve hukuktan yana olan herkese esenlikler dilerim…




