Bana satılmış bir medya verin

Geldi geçti de yine içimizde uhde kalmasın, yazalım.
Biz gazetecilerin sene içinde bilindik 2 kutlama günü vardır.
10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü ve 24 Temmuz basında sansürün kaldırılışı, Basın Bayramı olarak kutlanıyor.
Her iki kutlamanın da kısa hikâyeleri vardır.
10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü nasıl doğmuştur, bir göz atalım.
1960’ların başında İstanbul’da gazete çalışanları sosyal hakları ve emeklerinin karşılığını alamadıkları için medya patronlarına kazan kaldırıyorlar.
O dönem gazete ve dergilerde çalışanların haklı isyanı sonuç veriyor.
4 Ocak 1961 yılında kabul edilen, basın çalışanlarının haklarını düzenleyen 212 sayılı Fikir İşçileri Kanunu çıkarılıyor.
Kısmen de olsa basın emekçilerinin hakları güvence altına alınıyor.
10 Ocak, basın emekçilerinin, altını çizerek söylüyorum, patronlarının değil çalışanlarının günü olarak kutlanıyor.
Yine 24 Temmuz ise taa Padişah II. Abdülhamid’in saltanatı sırasında “İstibdat Dönemi” diye adlandırılan dönemde, gazetelerin ancak sansür memurlarının denetiminden geçtikten sonra yayımlandığı Osmanlı Devleti’nde,
II. Meşrutiyet’in ilan edildiği 24 Temmuz 1908 günü, İstanbul’da çıkan bir avuç gazete, kendi aralarında sansürcüleri içeri sokmama ve gazetelerini sansüre yollamadan basma kararı vermişlerdi.
Bu olayın yıl dönümü, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin 1948 yılında aldığı kararla Basın Bayramı olarak ilan edilmiştir.
1971’de “bayram” olmaktan çıkmış ve adı, “Basın Özgürlüğü İçin Mücadele Günü” olarak değişmiştir.
Özetle,
Şimdi nerede aslına uygun kutlama mesajları ve programları?
Hâlihazırda ülkede hangi gün amacına göre kutlanıyor?
“Gazeteciler Günü mü, dert ettiğin?” diyenleri duyar gibiyim.
Sene olmuş 2026.
24 Temmuz’da ülkemizde basından sansürün kaldırılışını Gazeteciler Günü ile birleştirmişiz.
Sansür kısmını unutmuş, basın kısmını kutluyoruz.
Ya da 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde emeğinin karşılığını direnerek güvence altına almış emekçi medya çalışanlarını unutmuş; meslekle alakalı STK başkanlarını ve medya patronlarını ağırlıyor, günü kutluyoruz.
Basının üzerinde sallanan sansür, mobbing ve tehditleri bu günlerde nedense hiçbir yetkili dile getirmiyor.
Sadece günü kutluyor.
Hayatında bir defa bile gazete almamış birçok müptezel,
En kolay bildikleri işi yapıp gazetecilere salya sümük saldırıyor.
Başta ekonomik sorunlar olmak üzere birçok alanda baskı yiyen medya kuruluşları bir bir kapatılırken,
Sessiz kalan hazirunun kendisi sesini duyurmak istediğinde aradığı basını göremeyince “ülkede tarafsız basın yok” diye bağırıyor.
Bu konular üzerine yazılacak o kadar çok konu varken, bildiklerimizi tekrarlamaktan yorgun bir gazeteci olarak yazmak isterim ki…
Eyyy Meclis, eyyy ülkemde tarladan ot biter gibi biten meslek kuruluşlarımız…
Acilen ülkemizdeki gazeteciliğin ve gazetecilik adı altında yapılan emek hırsızlığının, derneklerin, federasyonların falan filan…
Kanuni bir düzenlemeye ihtiyacı var.
Yoksa daha çok sosyal medya çöplüğünde yalan yanlış haberlerle boğuşursunuz.
“Bana satılmış bir medya verin, size cahil bir toplum sunayım…” – Joseph GoebbelsŞartlar ne olursa olsun tarafsız, gerçekleri yazan omurgalı meslektaşlarımıza selam olsun.
Kalın sağlıcakla.
Hepinizi kirpiklerinizden öperim.




