“NEREDESİN ARİF?”

Hatırladınız mı bu seslenişi yapan AKP’li kadın vekili?
Muhalif bir milletvekilinin Meclis’te yönelttiği, “Bu yaşanan haksızlık, adaletsizlik ve hukuksuzluk karşısında utanmıyor musunuz?” sorusuna, “Evet utanmıyoruz, hatta gurur duyuyoruz!” diye cevap veren kişi, AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin’di.
Bahsettiği Arif ise yüzlerce hâkim ve savcı adayının arasında, partili Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la tanıştırdığı yeğeniydi.
Arif şu an nerede, hangi görevde bilmiyorum; ama bildiğim bir şey var: Kendisini Cumhuriyetin değil de bir partinin savcısı veya hâkimi gibi gören “Arifler” artık yargının her yerinde.
Kimi zaman İBB davasında, kimi zaman CHP’nin “mutlak butlan” davasında, hatta kimi zaman trafikte masum bir servis şoförünü tehdit ederken karşımıza çıkıyorlar.
Son olarak ise onları, Fatoş Pınar Türker’in mahkemedeki ifadelerinde gördük.
Hakkında MASAK raporları dahil hiçbir somut delil bulunmadığı halde, yalnızca gizli tanık ifadeleriyle 15 aydır tutuklu bulunan bir isim Fatoş Pınar Türker… Çıplak aramaya maruz kaldığı yetmezmiş gibi bir de çocuklarıyla tehdit edilen İBB Medya A.Ş. Genel Müdürü Türker’e yaşatılanlar, yargının korkunç bir şekilde siyasallaştığını gözler önüne seriyor.
Kimdir Fatoş Pınar Türker?
Nevşehirli bir doktorun kızı… Dedesi, Nevşehir’deki üniversitenin arazisini bağışlayan kişi. Türker, “Aldığını geri verme kültürü ile büyüdüm” derken tam olarak bu köklere işaret ediyor.
Geçmiş kariyeri başarılarla dolu; İsviçre’de eğitim görmüş, Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun olmuş bir isim. Yapı Kredi’de ve Koç Grubu’nda üst düzey yöneticilik yaptı; Petrol Ofisi’nde İcra Kurulu Üyesi oldu; HSBC’de Grup Başkanlığı görevini yürüttü.
İstanbul Kültür Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yaptı, Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nde dersler verdi. Türkiye’nin en başarılı öğrencilerine mentorluk yaptı.
Sonra İmamoğlu’nun teklifini kabul edip kamuya geçiyor. Neden kamuya geçtiğini ise şu sözlerle açıklıyor:
“Bu ülkenin devlet okullarında okudum, iyi eğitim aldım. Aldığını geri vermek gerektiği öğretilerek büyütüldüm.”
Gençliğim, 12 Eylül darbesinden sonra Kenan Evren cuntasının Ülkücülere ve Sol görüşlü mahkumlara uyguladıkları işkence hikayelerini ve romanlarını okuyarak geçti.
Kimi zaman büyük bir öfkeyle, kimi zaman gözyaşları içinde okurdum o sayfaları. “İnsan insana bunu yapar mı?” diye sorardım kendi kendime.
O zamanlar Allah’ın hesap gününe inanan saf bir ülkücü olarak, bu işkenceleri yapanların öbür dünyada hesap vereceklerine dair en ufak bir şüphem yoktu.
Ahiret inancının pozitif yönü bu olsa gerek; elinden bir şey gelmediği, çaresiz kaldığın zamanlarda insanı rahatlatan bir sığınak…
O gün o kitaplarda okuduğum iddialara nasıl inandıysam ve doğruluğu yıllar sonra ortaya çıkmışsa, bugün de İBB davasında Fatoş Pınar Türker’in kendi ağzından dökülen, dinleyenlerin bile gözyaşlarını tutamadığı o ifadelere kesinlikle inanıyorum. Onun maruz kaldığı çıplak arama ve çocuklarıyla tehdit edilme haberleri karşısında sessiz kalmak mümkün değil.
Tolstoy, insan olmanın ölçüsünü ne güzel özetlemiş:
“Acı duyabiliyorsan canlısın, başkalarının acısını duyabiliyorsan insansın.”
“Dilsiz şeytan” olmayı reddeden ve insan kalmaya çalışan biri olarak bu yazıyı yazmak benim için bir zorunluluktu. Bu drama sessiz kalmayı, bu zulme rıza göstermeyi bir insan olarak kabul edemem. Ne var ki elimden, bu satırları kaleme almaktan başka bir şey gelmiyor.
Zulüm kimden olursa olsun tepki gösteren, insan olmayı başarabilen herkese esenlikler dilerim…




